Yemeyenin Malını Yerler Kocaman Büyük Aletle İnlete İnlete Sikerler; Sezen, akşam saat dokuzda mutfak masasında oturmuş, önündeki soğuyan kahvesine bakıyordu. Evde sadece saatin “tık tık” eden sesi ve televizyonun kısık sesli uğultusu vardı. Murat, işten geldikten sonra yine bilgisayarının başına geçmişti; yüzünde telefonun ekranından yansıyan soluk bir mavi ışıkla, günlerdir olduğu gibi yine sessizliğe gömülmüştü.
Sezen iç geçirdi. Evliliklerinin ilk yıllarındaki o neşeli, merak dolu akşamlar sanki başka bir hayata ait gibiydi. Murat için artık o, evde pişen yemeğin, yıkanan çamaşırların ve sessizliğin bir parçasıydı sadece. Ne bir soru, ne bir “Günün nasıl geçti?”, ne de uzun zamandır özlediği o sıcacık bakış…
Telefonu titreşti. Ekranı açtığında iş yerinden yeni tanıştığı meslektaşı Kerem’den gelen mesajı gördü:
“Yarın ki sunum için dosyaları inceledim. Sezen Hanım, bugün toplantıdaki nokta atışı tespitleriniz harikaydı, gerçekten tebrik ederim.”
Sezen istemsizce gülümsedi. İçindeki o soğuk, kimsesiz boşluğa ılık bir su damlamış gibi hissetti. Murat’tan aylardır duymadığı o takdiri, mesleki çabasının fark edilmesini ve en önemlisi görülmeyi başka bir adamın cümlesinde bulmuştu. Mesaja kibar bir teşekkürle karşılık verirken, kalbinin normalden biraz daha hızlı attığını fark etti.
Ertesi gün ofiste, Kerem’le olan ortak projede yan yana çalıştılar. Kerem, Sezen konuşurken dikkatle yüzüne bakıyor, en küçük detayları bile unutmuyor, esprilerine gülüyor ve ona adeta yaşayan bir insan olduğunu hatırlatıyordu. Sezen, yıllardır paslanmış bir heykel gibi köşede dururken, birdenbire parlatıldığını hissetti.
Öğle molasında kahve alırken Kerem hafifçe gülümsedi:
“Biliyor musun Sezen, seninle çalışmak bu yoğun tempoda nefes aldırıyor insana. Çok özel bir enerjin var.”
Bu sözler Sezen’in içindeki o ihmal edilmiş, yalnız kadına o kadar iyi geldi ki… Başkası tarafından beğenilmek, çekici ve değerli bulunmak uzun süredir unuttuğu bir histi. O an, kocasının evdeki ilgisizliğinin yarattığı o derin sızı, Kerem’in ilgisinin yarattığı heyecanla yer değiştirdi. Eve dönerken trende camdan dışarıyı izlerken kendi kendine düşündü: “Ben sadece biraz ilgi istiyordum. Görülmek, sevildiğimi hissetmek istiyordum. Bunda ne kötülük var ki?”
Ancak eve varıp kapıyı açtığında, Murat aynı koltukta, aynı mesafeli duruşuyla başını bile kaldırmadan “Hoş geldin” dediğinde, o içindeki heyecan yerini aniden ağır bir suçluluk duygusuna bıraktı.
Sezen aynanın karşısına geçip kendi gözlerinin içine baktı. Başkalarının ilgisi ona ruhunun kuru kalmış topraklarına su döken bir yağmur gibi gelmişti; ama içten içe biliyordu ki bu, sadece dipsiz bir kuyuyu dışarıdan gelen ışıkla doldurmaya çalışmaktan ibaretti.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Gerçek çözülme ne başka bir adamın övgüsünde ne de kocasının sessizliğinde saklıydı; asıl soru, kendi değerini başkalarının aynasında aramaktan vazgeçip vazgeçemeyeceğiydi.